Yüz karası nesil…

En berbat nesile denk geldik. Başlarda bunu anlamak zordu çünkü teknolojinin kölesi olduk ve hiçbir duyguyu doğallığı ile yaşayamadık. Hikayeleri bitirecek bir nesil olduk ve farkında değiliz, küçükken dinlediğimiz büyüklerin gençlik halleri ve aşk hikayeleri hep büyülerdi bizi. Biz ne anlatacağız yıllar sonra küçüklerimize?
Arkadaşların, arkadaşlara nasıl ihanet ettiğini mi?
Sevgililerin birbirine nasıl güvensiz ve duygusuz olduğunu mu?
Küçüklerin büyükler ile nasıl dalga geçtiğini mi? ( Örnek; 2020 yılı içerisinde Korona Virüsün yaşlılarla dalga geçilen zamanını.)
Biz ne büyüklük yapabileceğiz ne de küçüklük. Kimse küçüklüğünü kabul etmiyor ama büyüklükte yapamıyor, ne kötü bir çağ! Ne zor görevimiz var…
Nereyi toparlayacağız?
Toparlayacak o kadar çok şey var ki, birlik olmadan toparlamak imkansız. Birlik olmak daha imkansız.
Neyi toparlayacağız ki körelen vicdanları mı,akılları mı?
Bir çok tanıdığım insan oldu. Neredeyse tamamında gördüm ki; vicdanları körelmiş olmasına rağmen sütten çıkmış ak kaşık gibi davranıyorlar ve öyle olduklarına inanıyorlar. İki satır şiiri akıllarında tutamıyorlar ama her türlü hakaret ve küfrü biliyorlar.

Kız arkadaşlarımın çoğu; sevgi ve saygı her şeyden önemli diyorlar ama ne garip tamamının istediği eş modeli maddiyata dayanan varlık.
Erkek arkadaşlarımın çoğu; karakterli eş arzuluyor ama güzel bir kadın görünce karakter mevzusunu katlayıp ceplerine koyuyorlar.

İnsanlar herkes gibi insan.

Hüseyin Nihal ATSIZ diyor ki;

Çünkü herkes dediğin şey, bir hayvan sürüsüdür.

-Ruh Adam romanından.

Sevdiğim bir büyüğüm çok öncelerden bana şunu demişti;

Söylenecek şey çok ama maalesef konuşacak bir şey yok…

 

Bir de ben böyle konuşunca 70 yaşımdaymışım gibi hissettiriyorlar… Oysa ki, 23 yaşımdayım ve henüz bunamadım…

Son’lu Yazı …

Taslağın içerisinde kayıtlı çok fazla yazı var… Toparlamakta güçlük çektiğim ve pek önem veremediğim başlıklar. Buraya bu yazıyı bırakıp bir süre bakmayacağım sanırım. Kim bilir, belki de son yazı…

Artık, Sana şiir yazmaktan korkuyorum, ya olur da sana özel seçtiğim dizelerde bir başkasını seversen  ? Düşüncesi bile teğet geçmiyor..

Bana bunu dedirtecek kadar, bencilliğinin hat safhada olduğunu görüyor musun ?

Umarım görürsün. Aksi halde böyle yaşayamazsın..

Ve bu dünya, bu insanlar nasıl düzelir biliyor musun ?

– Bencil olmaktan kurtulunca.

Ben ” Bencil değilim ” diyenleri duyar gibiyim. Farkında bile olmadan bencillik yapıyorsunuz. Lise yıllarında güzel bir yazı görmüştüm, ” Çiçeklere koşarken, ayağımızın altında ki papatyaları ezdiniz !  ” Ne güzelde yazılmış dedim.. Sanırım bencillik ettim, hiç düşünmedim ki ; Bunu yazan insan, bunu yazarken ne hissediyordu?

Farkına varmış olmam bana bu yazıyı yazdırdı. Tekrar söylüyorum, okuduğum yüzlerce kişisel gelişim kitabı etkisini kaybediyor ve yüzlerce daha okuyamayacağımı işaret ediyor..  Sağır ve dilsiz bir zaman, yaşanılan. Kör bir gece, kapıyı yumruklayan.. Kör ve dilsiz..

E bunları da unuturuz canım içi,  ne var ki ?

Ve sana/sizlere rastlamak.. Gerçekten nadide bir zevk.

Saat 05:49

Sanırım burada kapatmalıyım.. Hem yazıyı, hem gözlerimi …

Gitmeden, İnsanın varlığı ve insanlığın varlığı arasın da bulunan farkı bulmanız dileğiyle. Esen kalın !..

 SON

 

O günden sonra, saklamaya ve saklanmaya başladık …

O günden sonra kendimizi saklamaya içimizdekileri saklamaya başladık…

Aslında bu zincirin ilk halkasını ben oluşturdum.. Haberi olmadan ona uzaktan uzaktan aşina olmak … Bu, sanırım ona anlatamadığım ve sakladığım tek şey…

Bir gün sordu,

-Neden sürekli kaçıyorsun ?

+Kaçmıyorum, sadece toparlamakta güçlük çekiyorum ve bazı şeyleri idrak edemiyorum…

Deyip tekrardan saklamaya ve saklanmaya başlamıştım aslında.. Bunu birkaç gün sürekli yaşadıktan sonra, aynı çukura düştü galiba ve benden bir şeyler saklamaya başladı, anlatmadı – anlatamadı ve idrak edemedi… Sakladıklarını gizli tutmak isterken kendisi de saklanmayı öğrendi ve zaman zaman görüşmeye engeller koymaya başladı. Bahaneler üretti, kendini yalnızlığa hapsetti… İçimizde sakladığımız çok değerlerimiz var bizim,  bizden ziyade, bizden ileriye.. Sahi ne zor bir durum açılmamak,açıklanamamak,açılamamak.. İnsanları anlamak çok zor.. Verdiği gizli mesajları almak kolay fakat anlamak zor.

Onu ağlamaklı ses tonu ile konuşurken gördüm.. Ve sanırım bunu hatırlamak beni öldürecek. Ruh aşinalığımız göz önünden kaybolmak üzereydi.. Bulunduğu durum nereye ve  nasıl saklandığı hakkında en ufak bilgi sahibi olmamı dahi engelliyordu.

Sanırım hata ettik. Her şeyimiz göz önünde duruyorken sakladığımız ve saklandığımız konu ne olabilirdi ki ?

Merdümgiriz bir kimliğe büründük zamanla …

İlk Bölüm …

O gece birlikte oturuyorlardı.. Adeta birbirlerine tamamı ile döküleceklerdi. Adam durdu, baktı ve sustu. Bunun üzerine konuşmasını durduran kadın bir süre bekledi. Umutsuzluğa düşmüşcesine, tüm yüz hatlarını korku içerisinde izliyor ama hiçbir şey söyleyemiyordu adama. Adam bir anda dönüp gözlerine baktı kadının. Aslında söylemek istedikleri çok farklı ama buna rağmen ağzından ;

+Olmaz.

kelimesi çıktı. Kadın aklında ki soruların cevabının bu olmamasını istercesine sordu,

-ne olmaz ?

+Ben bir ayrılık daha kaldıramam…

-Ne dediğini anlamadım ?

dedi ve adama baktı  kadın.

Adam içi parçalanmasına rağmen dik duruyor, dişlerini sıkıyor ve Olur da bir gün ayrılırız istemsizce, diye düşünüyor. Bunu kaldıramayacağını düşünüp baştan acı çekmeye razı oluyor…

Ve buna rağmen duyduğunda  yerden yere vurabilecek güce sahip cümleler.. Ve bilerek üzerine doğru giden adam.. Bunun sebebi, bir ihtimal olsun aklında ki cümleleri duymaktır. İhtimalinin olmadığını bilirsin, fakat bunu duymak için üzerine gider ve altında kalırsın.. İşte tam da burada sana umut veren şeyler azalır hemde hiç denilecek kadar azalıyor.

Diye ekledim günlüğüme. Yıllardır böyle duygu değişimi yaşamamıştım. Sustuğumuz bütün sırların kapılarını aralayacaktım. Zira geçmiş bir türlü geçmek bilmiyor bende. Aşk bana göre güzel bir ağabeyimin dediği gibi ; Parlayıp sönen bir alev… bitmeye mahkûm… Mum gibi…

Sevgi öyle değil ama.. o sönmeyen bir ışık..Giderek çoğalan bir aydınlık…

O gece gözünde gördüğüm boşluk korkuttu beni bir bakıma… Çünkü ; Daha önce bana bu kadar benzeyen birini görmemiştim. Bu ruhumuzun evvelden gelen bir aşınalığı mı yoksa ?  Geçmişte takılı kaldığı noktaları gözlerine taşımıştı. Zaten bir kadının başaramadığı tek şey unutmak değil mi ? Unutamayan bir insanın yeniden başlaması mümkün mü ki ? Değişimi yaşarken en değerli anılarıma ihanet eder gibi hissediyorum kendimi. Yaşananlar bir bir bağdaşıyor, geriye kalanların pek önemi kalmıyor. Bunları düşünürken bir yandan da gitmeyi düşünmüyor değilim. En basit yol değil mi ? Siz öyle sanın ! Bu yol daha zorlusu… Daha farklı bir hayat yorar, yıpratır. Alıştığın hayat ve coğrafya senin şekillenmene sebep oldu. Yeniden bir şekillenme mantık dışı haraket. Çünkü, ben temiz bir sayfa değilim.  kafana göre üzerime yeniden şekil alacak,çizilecek veyahut yeni bir şeyler yazılacak… Ben dolu bir yaprağım  daha önceden şekil almış,yazılmış ve çizilmiş…

Kitaplığımı karıştırırken gözüme çarpan bir kağıt üzerinde yıllar önce yazdığım bir cümle vardı, ” Benim kırılacağım nokta, sizin sınırınız. ” yazıyordu. Sahi ne güzelde yazmışım ! İnsanların sınırlarını kendi kafamda beni kıracakları nokta ile eşdeğer hale getirmiştim. Bu yazıda biraz ben,biraz sen ve biraz bizi gördüm. Fakat sınırı göremedim, bizim sınırımız olamaz yani olamazdı. Sınırlar bizi kısıtlayacak ve bizi üzebilecek duruma getirecekti… Günün bitmesini beklerken bir garip oldum. Geceyi bekler gündüzü yolcu eder, gündüzü bekler geceyi es geçeriz. Pehh ! ne de güzel yaşıyoruz…

Yanlış anlaşılmayı yanlış anladığım dönemlerden eser yoktu artık. Yanlış anlaşılma diye bir şeyin olmadığını asıl önemli olanın yanlış anlatma olduğunu öğrendiğimden beri mutluydum. Şu an içimde anlamsız bir huzur ve acı içerisindeyim. Kaybetme korkusu ve ona olan sevgim her geçen saniye artıyor, bunun sınırı görünmüyor. Gözlerinde gördüğüm acılar vardı, adeta kendi acılarımı unutup içimi parçalarcasına daldığım boşluk aslında sevgimin temelini oluşturuyordu.. Ne o, yoksa bu bir çeşit acı girişimi mi ? Birbirimizin sırtında ki yükü görüp korkmuştuk bir nevi.. Parmaklarım boş sayfalar üzerinde geziniyordu.. Onu yazmak bu kadar kolay değildi ve olmayacaktı… Siz bu acıları ancak anlattığım kadar bileceksiniz… Hayal edeceksiniz, biz ise ruhumuzda yaşadık onları…

Bu da bizim başlangıç hikayemiz…

Duygusal zeka ile atılan edebi bir düğüm..

Duygularım hep birbirine düğüm, elimi vurdukça çözülür diye beklerken boşa çaba ve zaman kaybetmeyi yaşamak.. Daha karmaşık hale getirip bir o kadar da zekamın önüne geçmesini engellediğim duygularım, değişen bir şeyler var..

Dengeler sarsılıyor..

Daha önce ki düğüm için sevineceğim zamanlar, işte tam da bu zamanlar.

Yeni ve daha büyük bir düğüm, önüne geçtiği zeka..

Düşüncelerin bile bu düğüm karşısında pek bir önemi yokken içimden dökülen bu kelime yığıntısı…

Sonunda üzülme ihtimalimin yüksek olduğu bir yol..

ve beni oraya doğru yönlendiren birisi.

Yolun sonu sen, ortası hüsran ve başlangıcı acı..

Hangisi daha çok zarar verebilir bilemiyorum..

Sana gelme isteği düğümün bir parçası, senden gitme isteği  temeli..

Çaresizseniz, çare-sizsiniz ! diyebildiğim zaman sanırım bu düğüm ile karşılaşmamıştım..

Düşündükçe içine doğru çekildiğim bir zindan, içerisinden gelen derin bir ses..

Ne zaman böyle olduğu çözümlenemeyen bir zaman dilimi.

Ve sanırım sona doğru yaklaşan bir hissiyatsızlık..

Sonuna gelince daha da karışan bir yazı !

Mütevazı’lıkta, sınırı aştık..(!)

Her yazıda belirteceğim.. Kelimenin anlamını bilmeden uygulamak, onu öldürür…

Mütevazı olacağım derken, karşıya fazla ilgi yüklemek onu yorar.. değiştirir..

Kötü yorum yapmaktan korkar ve yalanlarla dolu (!) sözler sarf eder haldesiniz. Bunun adının Mütevazı olduğunu zannedersiniz.

Her bir taraf, Mütevazı olacağım derken kendini kandıran insanlarla dolmaya başladı..

Karşı tarafa yüklediğiniz bu aşırı öz güven onun bir gün çok büyük bir şekilde kırılacağına işaret, bunu bilmezsiniz…

Sahi siz neyi biliyorsunuz ? Dün biliyor olduklarınız bugün bilmedikleriniz olarak karşınıza çıkıyor, tepkisiz şekilde üzerini kapatıyor, yine bilmezden geliyorsunuz.

Aslında siz çok şey biliyor, farkına varamıyor, bilinçaltını  görmezden geliyorsunuz..

Düzeleceği yok çoğu şeyin.. Kapattım gözlerimi, bakılacak gibi değilsiniz..!

Başkalarını yaralamadan kendimizi arayalım.

 

Esenlikler…

Alzheimer’e meyilli, kafalarımız…

Yazıların, sözlerin kıymetini bilin..Beğenmeyin, benimseyin !.. En ufak şeyleri dahi hatırlayan ve bunun için çeşitli sözlere maruz kalan beyin içerisinden,

Okurlara…

Düşünce sarmalı içerisinde ki süzgeç için,yeni bir düşüncemi işleve koydum.. Niçin her şeyi hatırlamak zorundayız ki ?.. Ve galiba bu işlev hayatın kararma noktasıydı..

İşe yaramayan bilgileri unutup,hatta yer bile tutmasın diye duymazdan gelip,unutmaya meyilli bir beyin yarattı (k)m…

Sahi ne zaman bu çukura düştük, ve farkına varamadık…

Gelinen nokta; dün yaşananları,simaları,tavırları ve kişilikleri dahi unutmamıza neden oldu…

Galiba Alzheimer oluyoru(m)z…

Dün verdiğimiz kararlar bugün yaşadığımız hayatı şekillendirdi… Bugün öyle bir karar ver ki ! Dün için minnettar kalasın kendine…

Esenlikler …